Mutfakta Doktor Var!

1Bu heves bana nereden geldi inanın bilmiyorum. Muhtemelen yemek konusundaki hassasiyetim beni yemek yapma isteğine sürükledi. Arkadaşlarım bilir, babamdan bana miras kalan bir özellik olarak, her restorana gitmem, her yemeği yemem. Yemek seçtiğimden değil. Herkes her yemeği güzel yapamıyor. Sırf yemiş olmak için bir mekana gidenler, sırf yapmış olmak için bir yemeği yapanlar kadar çok. Örneğin bizim Çapa’da elle tutulur, “kaliteli” diyebileceğim hiçbir restoran yok. Bir iki tanesi bir iki yemeği güzel yapıyor o kadar. Hele Millet Caddesi’nde, genelde tıklım tıklım dolu olan, fiyatları yüksek bir kebapçı var ki, rezalet. Tam anlamıyla ama. İçeri girince bir havalar, kendilerini kral sanıyorlar. Yine de yemeklerinin en güzeli, iyi bir restoranda asla önünüze konmayacak cinsten.

RATATOUILLE movie image PIXAR

Ratatouille filmini bilirsiniz. Bende biraz Remy’lik var galiba Bir yemeğin kokusu, ince dokunuşlar, ağzınıza aldığınızda sıralayabileceğiniz ayırt edici, bütünleştiğinde farklı bir zevk veren tatlar… İstiyorum ki yemek yapmanın her aşamasından lezzet alayım. Tereyağının erirken çıkarttığı cızırtı, yumurtayı kırarken duyulan çıtırtı, taze bir ekmeğin ikiye ayrılırken verdiği ses, domates kremayla iç içe geçtiğinde ortaya yayılan insanı kendinden geçiren koku… Bunların hepsi olsun. Güzel olsun.

Daha işin çok başındayım ama bir “el lezzeti”ne sahip olduğumu söylüyorlar Şimdiye kadar ilk denemede yapıp da başarısız olduğum yemek girişimi çok şükür 2’den fazla değildir. Malzemelerin taze olmasının yanında doğal olmasına dikkat ediyorum. Bence en önemli kısım bu. Sebze-meyveler bizim buraların bahçelerinden, yumurta-süt yine buralardaki çiftliklerden alınıyor. Yapmak istediğim bir tarif için uzun araştırmalar yapıyorum, en çok denenmiş, en başarılı olmuş tarifleri inceliyorum. Bazen birkaç iyi tarifi harmanlayarak özgün bir lezzet oluşturuyorum. Çok da güzel oluyor!

2

Hani bir klişe vardır ya, “sevginizi katın” diye. Bundan çok uzaklaşmadan tecrübe ettiğim kısmı paylaşmak istiyorum. Bende olan, bir tutku. Televizyonu açıp kanallara biraz bakınıp dönüp dolaşıp yemek programlarını izlerken buluyorum kendimi. Yabancı-Türk programlar’daki tarifleri, kremayı çırpmalarını, fırını ayarlamalarını, soğanları ince ince doğramalarını gözlemliyorum. Farkında olmadan birçok püf noktası da öğreniyorum haliyle. Ufak notlar alıyorum, denediğim tarifler için faydalı oluyor

Yemek yapmayı ve yemek yemeyi seven bir insanı, anlarsınız. Anlatırken gözleri parlar, müthiş haz alıyordur iyi pişmiş ve tat cümbüşü iyi ayarlanmış bir yemekten. Mesele karın doyurmak ve yiyip kalkmaktan ötedir. Bu bir sanat bence. Yemekten anlamak da bir sanat, ince zevk meselesi.

3

Artık seyahatlerime, gittiğim bölgenin “yemek kültürü”nü de dahil ediyorum. O şehrin en meşhur lezzetleri hangileridir, hangi yemeği neresi en güzel yapar, bunları öğrenip tecrübe etmeye çalışıyorum. Önümüzdeki günlerde bir Güneydoğu şehrini günübirlik, özellikle yemekleri için ziyaret etmeyi planlıyorum mesela.
Genelde bu tür “en iyisini” yapan yerlerin kendilerine has bir tavırları olur. Ya yaptıkları tatlı öğlen olmadan biter ve bir daha satılmaz, ya yiyecek klasiktir, formları yoktur, sadece o meşhur yiyecek/yemek satılır, ya mekanın kapısında kuyruklar oluşur, ya da aksi bir satıcı yüzüyle karşılaşırsınız. Çünkü, müşteri memnuniyeti dertleri yoktur, adam elindeki en değerli şeyi sunuyor zaten, o yemekten alabileceğin en yüksek hazzı. Senin konforlu koltuklarda oturman, önden bir çorba içip, üzerine kahve içmen ile ilgilenmiyor. Çok da iyi yapıyor

4

Remy’den örnek vererek bitirmek istiyorum, bu videodaki hissi, tutkuyu yaşıyorsanız, siz de benim gibisiniz. Belki de bir gün aynı lezzet durağında karşılaşırız, belli mi olur?

Keyifli günler diliyorum, sevgiler…

Bir Cevap Yazın