Terörist Gençler, Kandırılmış Bir Nesil

2

Sonradan ESK olmadığı anlaşılan, Sultanahmet’teki kadın canlı bomba

Sultanahmet’teki canlı bomba olayını hatırlıyorsunuzdur. Sultanahmet sık gittiğim bir yer olduğundan, hatta birkaç gece de orada bulunmuş olduğumdan konu hâliyle ilgimi çekmişti. “Vay be o saatlerde orada olabilirdim” gibi düşünceler belirsizce süzülüyordu zihnimde. Yazılmış tüm haberleri tek tek okudum. Nihayet canlı bomba olan kadının bomba patladıktan sonraki fotoğrafıyla karşılaştım. Tıbbiyeli olduğumdan, o zamana kadar ceset görüntüleri beni etkilemez diye düşünüyordum, esasen kadavra derisi yüzmüşlüğüm bile var, ameliyatlar falan hiç sorun değil ama söz konusu üzerinde bomba patlamış bir kadın cesedi olunca etkilenmemek çok zor sanıyorum. Üzerimdeki tesirin sebebi ise maddi değil manevi bir şaşkınlık hâli yaşıyor olmamdı. Canlı bomba, terörist, saldırı, cesetler. Soyut kavramlar bunlar. Ama ilk kez bir canlı bombanın ne olduğunu anlıyordum. Hep zannederdim ki, kişi üstündeki bombayı çalıştırdıktan sonra ilk patladığı yer kendi üstü ya, parçasını bile bulamıyorlar. Belki o kadar kuvvetli olanları da vardır, bilemiyorum. Ama gördüğüm fotoğrafta patlayıcıyı karnına yerleştirdiği için karın bölgesi paramparça olmuş, başı, yüzü, boynu olduğu gibi duran, genç bir kadın cesedi vardı. İlk izlenimim fazlasıyla genç olduğu üzerineydi sahiden. Hamile olduğu da iddia ediliyordu. Sağken gayet güzel de bir kadın olabilirdi. Saldırıyı yapmadan önce gösterilen kayıtlarda uzun bir pardesü ve başında bir kapüşon ile hafif aceleci bir şekilde karanlık, ıslak sokakta yürüdüğünü, sonra karakola girdiğini görüyorduk. Hava karanlıkken, ıslak sokaklarda ben de yürüdüm. Yurda ya da eve dönüyorumdur muhtemelen. Acele içindeyimdir, başıma bir şey gelmeden bir an önce güvende olayım, huzurlu evime/yurduma kavuşayım diye. Belki varacağım yerde “havanın karanlık oluşu ve tek başıma oluşum” ile ilgili sitemle karşılacağımdır. Ama duyduğum hiçbir endişe, karanlık, soğuk, ıslak bir akşamda, üzerimde pardesü ile, hem öleceğim hem öldüreceğim bir mekâna gidiyor olsam hissedeceklerimle kıyaslanamaz. Bu fikir beni öylesine dehşete düşürdü ki, “nasıl bir insan evladı kendini bu duruma sokar?” “neden, niçin, nasıl?” gibi onlarca soru belirdi zihnimde. Anlam veremedim. Ölen kadının bir zamanlar basın açıklamasıyla canlı bomba olmadığını açıklayan ESK olduğu söyleniyordu. O toplantıdaki esmer yüzüne, siyah saçlarına baktım. Parçalanmış karnı aklıma geldi. Ne tür bir güç ömrünün en güzel çağındaki bir genç kadını masum bir insanı öldürmeye, üstelik bunu yaparken kendini de öldürmeye itebilir ki? Üstelik yapılan saldırının çok da ses getirmeyeceği ortadayken. Gariban, üç kuruşa çalışan, emir kulu bir polisin canına kast ettiren ne olabilir? Kendilerinin ezildiğini, haklarını geri almak için bir “dava” güttüklerini söyleyebiliyorlarsa masum, yoksul bir polis memurunun ezilmediğini iddia edebilirler mi?

4

ŞY, Savcımızı katlettikleri terör eyleminde

Dünden beri güzel savcımızı şehit eden teröristlerden biri olan ŞY ile ilgili haberleri de okuyorum. Muhtemelen terör yanlısı olan bir TV kanalına savcımızı rehin aldıkları dakikalarda bağlanıp bir konuşma yapmış. Neden terör eylemini yaptıklarını anlatıyor. Kaç yaşında bilmiyorum. Benim gibi 24-25 yaşında olabilir, daha küçük veya daha büyük olabilir, ama 20li yaşlarında olduğu kesin. O kadar emin konuşuyor ki, inandırıldığı fikirler öyle işlenmiş ki zihnine, hiçbir şey, ölüm dahil onu o ideolojiden vazgeçiremez. Bunu ses tonundan anlıyorsunuz. Zaten ölüme de lunaparka giden bir çocuk kayıtsızlığında gidiyorlar. Durum çok net. Terör amaçlayan birtakım güçler, bu gençleri çocuk yaşta ele geçirip, kim bilir neler söyleyerek kandırıyorlar ve kullanıyorlar. Mesela adam savcı öldürüp ülkeyi karıştırmak için hukuk okuyan/okumuş(?) bir genci yanında arkadaşıyla gözünü kırpmadan feda ediyor. “Adınız yaşatılacak”, “ölümsüz olacaksınız”, “onlar anlamaz ama anlayacaklar” gibi ifadelerle bu terör eylemlerini geri dönüşü imkânsız hâle getiriyorlar. Berkin Elvan için yapıldığı iddia edilen eylemde, bu konuda en çok söz hakkı sahibi olan Berkin’in babası çıkıp “kanlı eylemle iş çözülmez, vazgeçin” diyor. Ama adamın beyni öyle ele geçirilmiş ki, “yahu bu adam bile böyle söylüyorsa bize ne oluyor, Berkin’i ondan daha çok düşünecek hâlimiz yok ya” diyemiyor. “Sami amca sen bizim taleplerimizi ilet, yerine getirsinler sonra bakarız, yoksa savcıyı ölümle cezalandıracağız” diye ısrar ediyor. Çünkü muhtemelen ona da büyükleri, “Sami Elvan’ı da konuştururlar, o da zamanla senin yaptığın kahramanlığı anlayıp sana teşekkür edecek” cinsi şeyler söylüyorlardır bir yandan.

Şimdi bu iki gence bakıyorum. Kendilerini okutan, bakan devletlerine ihanet içinde, masum çocukları babasız bırakan, sözde halkı için savaşan ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde terörist olan insanlar.

1

ESK, Vatan Emniyet’in önünde öldürüldü

Yukarıda bahsettiğim gibi ESK beni çok etkilemişti. Sonra Sultanahmet olayındaki kadının o olmadığı ortaya çıktı, Taksim’de başka bir karakola yapılan saldırıda adı geçti ve en son Vatan emniyete saldırdığında polislerimiz tarafından öldürüldü. Vatan caddesi, sık sık bulunduğum, emniyet önü sık geçtiğim yerler. Ölmüş fotoğrafını inceliyorum. Üzerinde bir ceket, saçları boyalı, kemeri var. Acaba insan ölüme giderken ne giyer? Ben mi yanlış düşünüyorum, çok ucuz bir ölüm şekli değil mi? Planladığın hiçbir zararı karşı tarafa veremeden, sokak ortasında bir veya birkaç kurşunla “öylesine” ölmek çok basit değil mi? Senelerce zihinlerine empoze edilen “kahramanlık” hikâyelerinden çok farklı değil mi? Bütün Türkiye güzel şehidimize ağlıyor, adı hep “kahraman” olarak anılacak insan o, cenazesine binler katılıyor, Kur’anlar okunuyor. ŞY’nin cenazesini kendi köylüleri bile istemedi. Böyle bir kahramanlık olur mu? Hukuk okuyorsun, belki çok başarılı bir savcı olup ülkenin gidişatını değiştiren kararlar alacaksın. Ama kalemle. Fikirle. Ölümle, taşla, sapanla, silahla, bombayla değil. Sen öldün gittin, bu ülkede ne değişti? Tarihi zaferlerle dolu bir ülkede bir savcı şehit olur, bin savcı yerine gelir. Devlet gerekirse ülkesini terörden arındırmak için binlerce savcısını, hâkimini de feda eder. Ama ne değişir?

Büyük meselelere çok girmeden, sadece özünde bir zamanlar masum olan çocukların, gençlerin nasıl bu hâle getirildiklerini anlamaya çalışıyorum. Onlara 7-8 yaşlarındaki bir erkek çocuğunu babasız bırakarak ne tür bir zafer için söz veren ideolojilerini çözümlemeye çalışıyorum. Galiba anlamıyorum ve hiçbir zaman da anlayamayacağım.

berkinelvan

Berkin Elvan

Berkin Elvan da bu algılamaya çalıştığım insanların çocukluğu. Elinde sapan, yüzünde tıpkı savcı katili ŞY gibi taktığı maske, 5-10 yıl sonra abi-ablalarının izinde olacak bir çocuk. Öyle acı ki. Ölmesi, öldürülmesinden ziyade kandırılmış olması, çocukluğunun, ömrünün çalınmış olması, insanlara faydalı bir doktor, mühendis, müzisyen, mimar, hukukçu olabileceği yerde en fazla 5-10 yıl içinde iki satır bahsi geçecek bir terör eyleminde ölümünün çoktan planlanmış olması çok acı. Büyük ihtimalle onu kandıran insanlar tarafından öldürülen Berkin’in, kendi ölümü ardından ülkeyi kaosa sürükleme hedefiyle yapılan saldırılarda bahane olarak adı kullanılıyor. Kim bilir kaç Berkin’in bu örgütlerin listesinde adı var.

ESK’nın ailesi, kızlarının DHKPC’nin listesinde küçüklükten beri adının olduğunu ve üniversiteye başlayınca da onlar tarafından ele geçirilmesine engel olamadıklarını söylüyor. Kimi aileler çocuklarını desteklerken (ŞY örneği), kimi de engel olmak için perişan durumda.

Çocuklukları ve kandırılmışlıkları için ve kandırılacak nice gençler için içimin bir kısmı acıma içerisinde; yanıp kavrulan kısmım ise savcı için, polisler için, onları yetiştiren, 3 kuruşa razı olan cefakâr aileleri için sessiz bir haykırışta. Bu kandırılmış insanlar haricinde herkes esas oyunu biliyor. Bizim kahramanlarımız “sıra acaba hangimizde” derken, onların büyükleri “acaba hangisini öldürsek bu sefer” düşüncesine hakimler.

Tam bu noktada, perişan olmuş yüzlerce aile manzarasına bakarak, olayın bir başka yönü olan çözüm sürecini baltalamak için elinden gelen her şeyi yapan vicdansızlar da aklıma geliyor. Kendine “cemaat” diyen “PDY”den tut, CHP, MHP, Ak Parti düşmanlığı yapacağım diye neyle oynadığını bilmeyen şuursuz takım, biliyorsunuz işte.

Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, masum şehit yavrularının hatrına ülkemizi/milletimizi korusun inşallah. Çünkü büyüyüp öğrendikçe, görünür olmayan ne çok cephede savaş halinde olduğumuzu fark ediyoruz. Allah teröristlere, onları destekleyenlere ve hiçbir zalime fırsat vermesin.

Vesselâm…

(Tam bu yazıyı hazırlarken şehit savcımızın 8 saat boyunca birçok işkenceye maruz bırakıldığını da okudum. Benim içim bu kadar yanıyorsa, ailesi kim bilir ne hissediyordur. Allah’ım acılarını dindirsin, savcımıza da şehitlik makamını nasip etsin inşallah.)

Bir Cevap Yazın