Roma – İtalya

1

Roma’da, Roman Forum’un alt kısmında bir devlet binasının önü.

Öncelikle hayranlıklarla dolu bir gezi yazısı bekliyorsanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Elbette insanın hoşuna gidecek birçok güzellikle karşılaştım ama gidip gördüğüm bunca ülkeye/şehre bakarak şunu söyleyebilirim ki, yeryüzünde hiçbir yer kendi dilinizi konuşup, kendi kültürünüzü yaşadığınız, ezan sesi duyduğunuz, tamamen size ait olan ve sizin ait olduğunuz topraklarınızın yerini tutamaz. Özellikle bunu Müslümanların terörist olarak görüldüğü gayrimüslim topraklar için çok rahatlıkla söylüyorum, bu tür yerlere hayranlık beslemek çok yanlış. Mecburiyetten gayrimüslim ülkelerde yaşanabilir, eğitim-iş-savaş vs için. Hicret de bizim dinimizde var, ama bu “özenti yaşam” mantıksızlığının bahanesi olamaz. Bana da büyük bir aşağılık kompleksi gibi geliyor. Örneğin, Müslümanların daha rahat yaşadığı ABD’ye bakalım. Rahatsınız, çalışırsınız, okursunuz, günlük hayatınızı yaşamada bir sıkıntı yok. Ama bir gün gelir, bir Müslüman olarak iyi ve büyük bir şey yapmaya kalkarsınız, ya da bir suça karışırsınız, ya da düşüncelerinizin ön plana çıktığı işlerde bulunursunuz, o zaman anlarsınız ABD’de Müslüman nasıl olunur… Bunu Fransa için söylememe gerek yok, Charlie Hebdo olayları neticesinde Müslümanların sokağa bile çıkamaz hale geldiği ülke, yıllardan beri Müslüman ve Türk düşmanı olarak namisafirperver bir yaklaşım sergilemiştir bizlere. İngiltere öte yandan, Müslümanlara karşı çok alçak gönüllü, anlayışlı, adaletli gibi davranır. Hatta havaalanında pasaport kontrolünde başörtülü bir çalışan görürsünüz, hayran kalırsınız. İnsanlar size gayet iyilermiş gibi davranır. Tabii dünyanın yönetim düzenini ayarlayan, İsrail ve ABD’yi parmağında oynatan, tüm Müslüman ülkelerdeki zulmün en gerisindeki el olan İngiltere, kendini saklama ve saman altından su yürüterek istediği gibi atını oynatma konusunda büyük bir beceri sergiler. Bunu hatırlar ve sahtekarlıkları karşısında dilsiz kalırsınız.

İtalya’ya gelince, genel olarak ABD’ye yakın bir sıcakkanlılık sezdiğimi söyleyebilirim yerel halktan. Yani esnaf, otellerde, müzelerde çalışan insanların çoğunluğu gayet kibardı. Buna rağmen soğuk konuşan, hatta açıkça Müslüman düşmanı kesilen insanlar da görmedim değil.

IMG_6300

İspanyol Merdivenleri, Roma

Gezimize dönecek olursak, ilk olarak gezmek istediğiniz her yerin (dondurmacıların ve restoranların bile) açılış kapanış saatlerini, kapalı olduğu günleri ve o mekanın ortalama ne kadar sürede gezilebileceğini internetten öğrenerek plan yapmalısınız. İkinci olarak da gezeceğiniz tüm müze ve sarayların biletlerini önceden internetten almanızı tavsiye ediyorum. Roma’da Colosseum ve Vatican Museum(Sistine Şapeli dahil), Floransa’da Uffizi Gallery ve Academy Gallery, bizim önceden bilet aldığımız yerlerdi. Ve inanılmaz akıllıca bir iş yapmış olduğumuzu gidince gördük. Herkes 4-5 saat, üstelik sıcak havada, bilet kuyruğu beklerken, biz bilet saatimiz gelince 5 saniye bile beklemeden ziyaretlerimizi yaptık. Sanıyorum fark olarak, birkaç Euro fazla ödüyorsunuz, fakat zamanınız kısıtlı olup, o sırayı beklemek de işkenceye dönüşünce eminim ki o fazladan birkaç Euro’yu vermediğiniz için pişman olacaksınız

 

2

Colosseum, Roma.

ROMA

Birinci durağımız burasıydı. İspanyol Merdivenleri’nin en tepesine çıkıp sağa dönünce otelimize ulaşabiliyorduk Merdivenlere bu kadar yakın olduğumuz için, Roma’nın en meşhur caddesinde akşamları kahve içme ve etraftaki canlılığı seyretme fırsatı bulduk. Roma’nın diğer meydanlarına göre daha nezih bir ortamı olduğunu söyleyebilirim Piazzala Spagna’nın.

(Piazzala, meydan demek. Palazzo, saray. Ponte, köprü. Buongiorno, günaydın. Buona Sera, iyi akşamlar. Grazie, teşekkürler Güzel bir dil, İtalyanca’nın tınısını çok seviyorum. Godfather hayranlığım da olduğundan, son üç kelimeyi kullanmaya özen gösterdim sık sık.)

Colosseum

Biletleri önceden aldığımız için (aslında paranızı ödeyip bir çeşit rezervasyon yaptırıyorsunuz, rezervasyon saatinden önce gidip asıl bileti almanız gerekiyor) hiç sıra beklemeden içeri girdik. Göz alabildiğine uzanan, müthiş bir kuyruğun yanından şeritlerle rezerve biletlilere ayrılmış giriş yerinden içeri girmek çok zevkliydi.

Hava çok sıcaktı biz Colosseum’dayken. Birer Audio Guide aldık. Fena değildi ama biraz karışıktı, kapalı müzelerdeki düzeni sağlayamamışlar anlaşılan, daha fazla yönlendirme olmalıydı. Bulutsuz berrak bir gökyüzünün altında çekilen fotoğraflarımız çok güzel çıktı. Milattan sonra 80 yılında yapılan Colosseum, Roma’nın en önemli simgesi durumunda. Tarih boyunca çeşitli amaçlarla kullanılmış; gladyatör dövüşleri, oyunlar, avcılık gibi birtakım gösteriler düzenlenmiş bu mekanda. Bu gösterileri gözlerinizi kapayıp canlandırmaya çalıştığınızda oldukça eğleniyorsunuz

3

Trevi Çeşmesi, Roma

Fontana Di Trevi (Trevi Çeşmesi)

Meşhur aşk çeşmesi. Burayı görmeyi gerçekten çok istiyordum, ne yazık ki 2015 sonlarına kadar sürecek bir tadilattaydı. Yalnızca üzerindeki heykellerin ufak bir kısmının fotoğrafını çekebildik, havuzun içinde su bile yoktu

4

San Pietro Bazilikası, Vatikan

Vatikan

Vatikan Müzeleri ve Sistine Şapeli, sahiden önemli yerler. Özellikle Katoliklerin en kutsalları, Vatikan’ın kalbi kabul ettikleri yer Sistine Şapeli. İçinde fotoğraf çekmek yasak. Tavanı Michelangelo tarafından İncil’de geçen bahisler üzerine resimlerle süslenmiş. Meşhur “Yaradılış” resmi de bu şapelin tavanında. Ayrıntıları incelemeye çalışırken hatırı sayılır ölçüde boynunuz ağrıyor İçeride görevliler sessiz olunması için devamlı anons yapıyor ve insanları uyarıyorlar. Papalık seçiminin yapıldığı ve beyaz duman ile insanlara “yeni papa seçildi” mesajı gönderilen yer de burası.

Müzenin içindeki en önemli kısım şapeldi. Yine Hıristiyanlık ve Hz. İsa ile ilgili önemli tablo ve heykeller müze boyunca sergilenmiş durumda.

San Pietro Meydanı’na en son gittik. Çok etkileneceğimi, ihtişamın beni hayran bırakacağını düşünüyordum, her şeye rağmen. Öyle değilmiş. Hıristiyanlığın merkezi olarak, güzellikten, etkileyicilikten ancak bu kadar uzak bir yapı olabilirdi. Hiçbir görkem yok, fotoğraflarda görülenin 10’da 1’i kadar bile değil. Basit, ucuz, taştan bir yığın… Ruh yok, heyecan uyandırması mümkün değil. Belki kalabalık olduğunda ve Papa konuşma yaparken insanlar belli duygular yaşıyordur ama, nasıl desem büyük hayal kırıklığıydı benim için.

Düşünüyorum, Kâbe sade ve ufak olmasına rağmen baktığınızda, dokunduğunuzda insanın kalbi yerinden çıkacak gibi oluyor. Bir ağlama isteği geliyor içinizden, başınızı dayayıp sonsuza kadar orada kalmak istiyorsunuz. Bu, manevi ve hiç kuşkusuz ilâhi bir şey. Dünyanın en kutsal toprağında, en kutsal mabedinde, Allah’ın evinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Ama öyle bir şey ki, hissetmek de değil, sözle anlatmak çok zor, yaşıyorsunuz. Diyorsunuz ki, “bu daha önce tattığım hiçbir hisse benzemiyor”; diyorsunuz ki, “şu an bir Allah, bir de ben varım”. Üstelik bunu yalnızca Kâbe’ye bakarak anlayabiliyorsunuz. “Ben geldim” diyorsunuz, “nihayet kavuşabildik”, “nihayet geldiğim yerdeyim”, “nihayet evindeyim”…

San Pietro Meydanı ve Bazilikası’ndan bunları mı çıkardın? diyeceksiniz. Evet, bunları çıkardım. Çünkü Kâbe nasıl gözünüzü nurlandırıyor, ruhunuzu ferahlatıyorsa, burası da kalbinizi karartıyor. “Bu muymuş yani?” diyorsunuz. Allah’ın rahmetinden yoksun kaldığı öyle belli ki… Bu da ilâhi bir şey zaten. Buradan etkilenememek son derece ilâhi. Her gelen Aziz’in birkaç cümle ekleyip, birkaç cümle çıkardığı bozulmuş İncil kendi mantıklarına oturtamadıkları birçok kavram yerleştirmiş onlara. Hz. İsa’yı Tanrı bilmeleri üzerine, Rab(c.c.) Kur’an’da Hz. İsa ve Hz. Meryem’in yiyip içtiklerini söyler, yani onlar Tanrı olamazlar, sizin gibi insandır, şeklinde. Bu mantıksızlığı örtmek için de kendilerini tasvirlere vermiş Hıristiyanlar. Paris, Londra, Roma, Floransa’da dinleri için gördüğüm ne varsa, buna işaret ediyor. Gerçekçi tablolar, muhteşem heykeller. Katedralllerdeki, kiliselerdeki, saraylardaki ihtişam, süslemeler, detaylar… Hepsi etkileyicilik üzerine. Genel olarak insanların mantığına uymayan çok şey olduğu için, yeni nesilleri dindar değil, bundan çok yakınırlar. Kiliseden uzak kalmaları, ateistliğe eğilimin artması, önemli bir sorun teşkil ediyor günümüzde. Bizim iman etmemiz, Allah’a yönelmemiz veya dua etmemiz için görmeye ihtiyacımız yok. Bizde her şey bir anahtar-kilit uyumuyla yerleşiktir zaten. Bu kiliseleri gezerken de var olan acziyeti hissedersiniz. Çaresizlik, yetersizlik hâkimdir havaya. Ve kasvet, ve gizem… Bizde gizem yoktur örneğin, her şey açık ve net. Bunu yaparsan cennete gidersin, bunu yaparsan cehenneme gidersin. Korku filmi havası verdikleri ibadethaneleri insanlara huzur yerine karamsarlık getiriyor. Klişedir fakat, “camiilerimizin ferahlığı, huzuru” asla onlarda yer almayacak cinsten.

IMG_6288

Roma’daki ilk kahvaltımız. Beyaz olan İtalyanların Ricotta peyniri. (tuzsuz ve krema gibi ama çok fena değil :))

Yemek Kültürü

Velhasıl, büyük bir şaşkınlık üzerimde, ayrıldım Vatikan’dan.

Önceden methini duyduğum bir pizzacıya gitmeye karar verdik, Baffetto Pizzeria, en ünlü Roma pizzacısıymış. Dar Roma sokaklarında, ufak bir dükkan. Kapısında kuyruklar oluşuyormuş ve bu pizzayı yiyen “artık nasıl pizza yerim bilmiyorum” diyormuş. Şanssızlık bu ya, saatlerce aradık, yürüdük, nihayet ulaştık ama kapalı olduğunu gördük. Sonra “ne yiyeceğiz o zaman?” diyerek hayli aç bir şekilde yeni mekan aradık. Bulamayınca da otelin olduğu meydana döndük. İspanyol Merdivenleri’nin üst tarafında şık bir restoran vardı, eski bir pilot işletiyormuş. Mekan bu kadar şık olunca, mekan sahibinin ağzının laf yapması da kaçınılmaz oluyor tabii İtalyan standartlarında nasıldır bilmiyorum fakat gayet lezzetli birer Margaritha pizza yedik. Porsiyonlar ufak, bizlere uygun, yenebilecek cinste. (ABD’de otelde pizza söylemiştik bi’ kez, “kaç pizza” sorusuna “2” yanıtını vermemizi takiben, ufak bir çamaşır sepeti tabanı ebatlarında 2 pizza gelmişti. Çok aç olmamıza rağmen 4 kişi 2 gün yemiş ve bitirememiştik. Bu yüzden her pizza siparişi öncesi boyut sorarız muhakkak )

IMG_6279

Giolitti, narlı-kavunlu dondurmam, Roma.

Hazır yiyeceklerden konu açılmışken Roma Dondurması’nı es geçmeyelim. Ben Türkiye’de de zaten Roma Dondurması olarak satılan dondurmayı severim, tabii denk değil ama, bizdeki tür bakımından da güzel olan o bence, mesela Beşiktaş’ta Barbaros Bulvarı’ndan yukarı çıkarken çok güzel bir Roma Dondurmacısı var, çok severim orayı, sol tarafta, yol üstünde, mutlaka denemelisiniz.

Roma’da ise Giolitti Dondurmacısı’na gittik. İyi ki gitmişiz, iyi ki denemişiz. Abartıyorlar sanıyordum ama bu kadar güzel bir dondurma olamaz zannediyorum. Narlı ve kavunlu tattım, hepimiz de farklı bir çeşit yemeye ve birbirimizden denemeye gayret ettik, (her seferinde 8 çeşit falan oluyor aşağı yukarı) gerçekten olağanüstüydü. Şimdi bile canım istedi

IMG_6278

Latte, Cafe Greco, Roma

Roma’da akşamları, şehrin en meşhur caddesi olan Via Condotti’de eski bir caféde oturduk. Adı Antico Caffé Greco. Espresso’ları içemeyeceğim bir ağırlıkta olduğundan, daha yumuşatılmış Latte’lerini burada tatma fırsatı buldum. Çok lezizdi. Cafénin atmosferi de bir akşam kahvesi için çok uygun olduğundan, Roma’daki favori mekanımız oldu ailecek. Sonrasında da akşamları iyice kalabalık ve renkli olan İspanyol Merdivenleri’nde takılmaya özen gösterdik.

 

IMG_6294

Pastificio, Roma

Yine Spagna Meydanı’na çok yakın, Pastificio adlı meşhur makarnacılarını ziyaret etmek istedik. Bir sabah erkenden kardeşimle uyanıp hem boş İspanyol Merdivenleri’ni fotoğrafladık hem de yeni açılmış Pastificio’ya uğradık. Makarna paketleri çok büyüktü, daha çeşitli ve ufak paketler bulsaydım almak çok istiyordum, ama gerek duymadım onu taşımaya, biz de makarnanın yapılışını ve makarna türlerini inceleyip ayrıldık oradan. Pompi diye bir café en iyi tiramisuyu yapıyor diye öğrenmiştim gitmeden, o da Pastificio’ya çok yakın diye gösterilmişti haritada fakat gösterilen sokağa ve köşeye gittiğim halde bulamadım, belki kapanmıştır bilemiyorum.

İlk yazı bu kadar uzun olunca daha önemsiz ayrıntıları yazıp boğmak istemiyorum sizi

Screen Shot 2015-05-12 at 16.10.02

Roma Forumu, Roma

Panteon, Arch of Titus, Roman Forum, Domus Area, Trajan’s Column, Palatino Tepesi, Castel Sant’Angelo listemizdeki diğer gezilecek yerlerdi. Castel Sant’Angelo ve Panteon’a gidemedik, Baffetto’yu ararken çok vakit kaybettiğimiz için. Belki ilerleyen zamanlarda, tekrar ziyaret imkânımız olursa gidebiliriz.

Roma çok tarihi bir şehir. Şehrin genelinde orta çağdan kalma bir hava var sanki. Binaların hepsi tarihi dokuya uygun. Hayli çaba sarf etmişler mevcut hâli koruyabilmek adına. Fakat ben Londra’daki tarihi atmosferi daha çok sevmiştim. Çünkü kraliyet ailesi de varlığını sürdürdüğünden, yüzyıllarca önceki tarihlerini dokunarak yaşayabildiklerine şahit oldum. Oldukça beğenimi kazandılar bu açıdan.

Bundan sonraki yazımda Floransa ve Venedik’i yazmayı planlıyorum inşallah. Yazının başında verdiğim, “ibret için gezmek” tavsiyesi hassas bir mesele. Bir gün ziyaret etmeyi düşünürseniz, bu açıdan yaklaşmanızı canıgönülden diliyorum, çünkü hayranlık ancak ve ancak en muhteşem olana duyulabilir, onun taklitlerini yüceltmek, kopya bir eseri övgü yağmuruna tutmaya benzer.

Şimdilik, hoşçakalın diyorum, keyifli günler

NOT:
1) Fotoğrafların hepsi bana ait, bir kısmı Nikon fotoğraf makinesi ile, bir kısmı iPhone ile çekildi, makinedeki fotoğraflardan kısıtlı miktarda paylaşabildim, sitenin kapasitesi daha fazlasına yetmedi.

2) Benim için gelenek gibi bir şey, gittiğim tüm gezilerde aldığım tüm broşürleri, biletleri saklıyorum. İlk gezim olan California’dan beri bu şekilde, bu yüzden kocaman bir koleksiyonum var, ahşap bir kutunun içinde. Buna ek olarak müze, saray ve şehirlerden kartpostal-kitap ayracı koleksiyonum bulunmakta, aynı zamanda gittiğim yeri temsil eden ufak bir biblo da almaya gayret ediyorum. Annemler ise, buzdolabı süsü ve sokak ressamlarından o şehirleri tasvir eden orijinal resimler almayı severler Colosseum’un güzel bir biblosunu aldım Roma’dan ve gittiğim mekanların broşürleri, biletleri, kartporsalları kutumdaki yerini aldı, sizlere de öneririm… 

Bir Cevap Yazın