Merhamet

1234
Camide diz dize namaz kıldığım teyzenin, dua eden avuçlarımı ellerinin arasına alıp selamlaşmasıydı elime kalemi aldıran ansızın. Sonra fark ettim ki, çok güzel şeyler oluyor etrafımda elhamdulillah. O önemsiz diyerek atladığımız ayrıntılarda gizli hayat.

Metroda yer verdiğim yaşlı amcanın başını eğip, “kızım kıyamam ben sana” diyerek oturmak istememesiydi kalbimi orta yerinden vuran.

Merhamet.

Merhametti bir kadının ve bir erkeğin yüzüne en çok yakışan. Ve aynı zamanda en ilahi olan. Işıltılı bir yüz değil midir Rahman’dan gelmenin simgesi?

Kulağıma çalınan rüzgar, rüzgarın değdiği yapraklar… Gönlüme değen er-Rahim.

Domates sosunun içinden dans ederek ayrılan fesleğen ve taş sokağa yayılmış kızıl koku…

Çünkü kokuların da bir rengi vardır.

Simalara yansımış ruh karası kokusu… Merhametsizliğin en vahşi sembolü.

Keskin tırnaklarıyla başka ruha saldıran ademoğlu/ademkızı ve hayra mühürlenmiş çirkin bir ağız…

Ruhunun yoğun sisini kaldıramayıp başka ruhu yakmaya, kirletmeye, karartmaya çalışan yapış yapış buhran sahibi insan.

Hiç rahmet edilmemiş ve hiç merhamet arzulamamış gibi.

Oysa karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için rahmetini sağanak yapan, vekil olarak yeter.

Bu yüzden Rabb’e sığınanın merhametten bir kalkanı vardır. Kötülükler çarpıp, seker. Ayna gibi. Kalın zırh gibi.

Son bir kez daha uçuşur o uyarı gözlerimin önünde “sesini alçalt”.(31/19)

Alçalt o sesi.

Ölçülü ol. Ölçücü de olarak.

Ve merhamet et, ki merhamet edilsin.

Sonra kelimelere sarıl. En güzellerine. Mürekkebi deniz olana. Tükenmeyene. (31/27)

Çünkü O, mutlak galip ve hikmet sahibi.

Post navigation

Bir Cevap Yazın