Suriyeli De İnsandır Belki

“Suriyelilere karşı bu kadar duyarsız olmak için gözünüzü kapatıp, kulaklarınızı tıkayıp yüksek sesle şarkı falan mı söylüyorsunuz?”

Tweet olarak gönderdiğim şu cümleyle başlamak istiyorum ve evet gerçekten merak ediyorum.

syria

Geçtiğimiz yazın başı falandı, tramvaya bindim Sultanahmet’te arkadaşımla buluşmak için sözleşmiştik, onun yanına gidiyordum. Çapa’dan birkaç durak sonra ufak tefek bir çocuk girdi içeri insanların arasından. Aşağı yukarı 8 yaşında olmalıydı, bir köşeye sindi. Ayakları çıplak, üstü başı kir içinde. Ürkek ürkek bir etrafına, bir yere, bir de gözümü kendisinden alamadığım için bana bakıyordu. Tahmin ettim Suriyeli olabileceğini, elinde avucunda hiçbir şey yoktu zaten ve masum yüzünde bir ezilmişlik, gariplik vardı. İnmeye yakın yanına yaklaştım, “üşüyor musun? sana ayakkabı alalım mı?” diye fısıldadım. Çekinerek başını salladı. Sultanahmet’te beraber indik, arkadaşımla buluştuk, durumu kendisine de anlattım. Fikri o da beğendi, isminin Muhammed olduğunu öğrendiğimiz Suriyeli küçük dostumuzla ayakkabı alacak bir yer aramaya başladık. Bu arada bize hayatından bahsetti. Babası Suriye’de ölmüş, annesi hastaymış, bir de kızkardeşi varmış. Türkçesi çat pattı ama anlaşılıyordu. Yürümeye devam ettik. O civarda pek fazla yer yok, Çemberlitaş’a doğru minik bir dükkan gördük, sağlam ama orijinal olmayan ayakkabılar satıyorlardı, Muhammed bir tane beğendi ve denedi. Ayaklarına tam oldu, bağcıklarını bağladı ve başını kaldırıp gözlerime baktı. Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım bir andı bu. Bir çocuğa ne zamandır istediği bir oyuncağı aldığınızda yüzünde oluşan mutluluk var ya, onun çok daha yoğunu, çok daha anlamlısı. Tarif edemiyorum yeterince, hem minnet, hem sevinç, hem hüzün… Gözlerinin gerisindeki acıyı az çok hissedebiliyordum ama yüzünü mutlu görünce bu acı daha net belli etti kendisini sanki. Yeni ayakkabılarıyla yolumuza devam ettik. Bir markete girdik, annesine sürpriz yapabileceği bir şeyler aldık, elindekilerle yola koyuldu, bize veda etti. Arkasından uzun uzun baktık, o da dönüp bize baktı zaman zaman, sonra gözden kayboldu.

WFP Operations in Homs

Suriye’deki duruma olan yaklaşımım bu olayla çok yoğun bir hal aldı. İçimde ince ince sızlayan bir yere sahipti Suriye ama artık somut olarak hissettiğim bir acıya dönüştü.

Suriye’yi ya da genel olarak “insan”ları önemseyen çok fazla kişi var çevremde. Nasıl bir duyarlılık, nasıl özverili çalışmalar… Özellikle Yeryüzü Doktorları’nda tanıdığım şuurlu insanlar… “Bizim bir derdimiz var.” bilinciyle yola koyulan o harikulade karaktere sahip tanıdıklarım, dostlarım, büyüklerim… Kenarından, ucundan ben de dahil olmaya çalışıyorum, hiç değilse gidenlerin geri planda işlerini yoluna koymak, ya da onların yaptıklarını duyurabilmek, insanları hayra davet etmek, bu bulutun bir parçası olabilmek kısaca. Bütün amacım bu, keşke olabilsem.

140205-syria-children-730_2f65a1d2eb0e2049466364f6676f9345

Yardıma muhtaç Suriyelilerin hayatlarını güzelleştiren onlarca insan var, bir de hayatlarını şu halde bile zindana çevirmeye çalışan… Bu yazıda genel olarak artık susmakta zorlandığım 2. kısım insanlardan bahsedeceğim.

Dindar olmayan, ya da dindar olsa da ümmet bilincinden yoksun olan, dindarlığı bir kenara bırakırsak herhangi bir insan evladının acı çekiyor olmasını, hayati tehlikede olmasını umursamayan, kendisine dokunmayan yılana oldukça saygı duyan bir insan topluluğu var ki, Suriye’yi hiç sevmiyor. Suriye’den nefret ediyor. Ufak bir çocuğun kirli bir yüzle, çıplak ayaklarla sokaklarda dolaşmasını normal buluyor. İnsanların anne, baba, kardeş, dayı, hala, kuzen, arkadaş ve sayılabilecek tüm yakınlarını bombalarla, enkazlar altında kaybetmiş olmayı normal görüyor. Evini, parasını, işini, okulunu bırakıp, ölmeyen tanıdıklarıyla beraber sadece ve sadece ölmemeyi arzu ederek başka bir ülkeye, onun sokaklarına, onları istemeyen halkın yanında mülteci kamplarına sığınmayı korkunç buluyor.

Damaged-Buildings-Syrian-Civil-War

Sahiden çok yapılası bir iş. Şu an evimin rahatını, okulumu bırakıp beş parasız, tek kıyafetle Bulgaristan’a sığınmayı çok isterim mesela. Yanımda ailem olur mu bilmem. Okulumu okumak istesem muhtemelen “sen Türkiye’nin en iyi tıp fakültelerinden birinde okuyorsun ama benim ülkemde hiçbir okula yatay geçiş yapamazsın, hakkın bile olsa, çünkü Türkiyelisin, çünkü benim çocuğum senden daha mı değersiz :(” diyecek Bulgaristanlı, sorsan çok düşünceli bir Bulgar anneyle, babayla karşılaşabilirim. Dilenmek istemem, çalışıp hakkımı kazanmak isterim ama işe girmek istesem hakkımın 10’da 1’ini veren biriyle ya karşılaşırım ya karşılaşmam, zaten sigortam da olmaz. Ülkemde doktor olup 5-6 bin TL para kazanıp, itibar sahibi olabilirdim, burada ise “Türkiyeli bunlar, sığınmacılar, dilenciler, hırsızlar, katiller” diye karşılanıyorum. Çalışma işi sıkıntıya girince, açlıktan ölmemek için dilenmek iyi bir yöntem olabilir, bünyem zayıf benim. Ama bu sefer de dilenci oluyorum. Tüm bu şartları arzulamak için aklımı kaybetmiş olmalıyım. Sahi neydi sıcacık evimi, mis gibi okulumu, canım ailemi bırakıp da beni bir başka ülkenin sınırlarına gitmeye zorlayan şey? Savaş. Asla istemediğim, bana sorulmayan, karışmadığım, haberimin olmadığı ve bir anda başımın tepesinde bombaları hissedince can havliyle her şeyi geride bırakmama sebep olan savaş.

İlk olarak bomba ve silahlardan kaçmam lazım, can güvenliği… İkincisi karnımı doyurmam lazım. Üçüncüsü başımı sokacak bir yere ihtiyacım var. Sonra hayatımı devam ettirebilmem için ya okumam, ya çalışmam lazım. Umarım ailem sağ ve yanımdadır. Tüm bunlar hallolsa bile bu sefer yaşadığım sıkıntıları atlatmam için psikiyatrik destek almam lazım ki, savaş travmasını atlatabileyim.

STN2401SYRIA_387361k

Yukarıda yazdıklarım, ortalama bir Suriyeli mültecinin başına gelenler. Hatta çok basitleri… Tecavüze uğrayan Suriyeli kadınlardan, kaçırılan çocuklardan bahsetmiyorum bile. Çocukların çoğu öksüz, yetim. Hiçbir gelecek güvenceleri olmadığı gibi bir sonraki gün kendilerine ne olacağı bile belirsiz. Yöneticilerimiz hamdolsun mültecilerle ilgilenmeye çalışıyorlar, bu kadar insanın bakımı elbette çok zor, her yönden değerlendirmek gerekiyor. Güvenlik de önemli bir mesele, evet savaştan kaçan herkes masum olmak zorunda değil, tıpkı savaş çıksa Türkiye’den kaçan bir katilin başka bir ülkede de sıkıntı çıkarma ihtimali olduğu gibi. Peki ne yapalım? Bu şekilde birkaç insan yüzünden hasta, aç, yalnız Suriyelileri ölmeye mahkum mu edelim?

“Çapulcu” tabir ettiğimiz birçok insanın, insanların ölümlerine ve yardıma muhtaç hallerine sessiz kalma durumlarına şahit olduğum yetmiyormuş gibi bu kişileri aşağıladıklarına bile şahit oldum ama bu pek de beklemediğim bir tavır değil itiraf ediyorum. Beni şaşırtan, 5 vakit namaz kıldığından emin olduğum, dindar, tesettürlü, annelik vasfına sahip, duyarlı olduğunu bildiğim bir tanıdığımın da Suriyeliler karşısında fazlasıyla acımasız olmasıydı.

syrian-civil-war-1

Gözünün önünde bir yaralanma vakası olduğunda şoka girebilirsin, uzaktan duyuyor olsan üzülürsün, bu normal olanı. Arada belli bir fark var. Ama duyduğunda bile umrunda olmaması sorunlu bir durum. İlla görmek mi lazım? İlla gidip bizzat şahit olmak mı lazım? Durumun vehameti yeterince ortada değil mi?

Yeryüzü Doktorları ve İHH gibi duyarlı birçok vakıf Suriyelilere yardım ediyor. Hatta sadece onlara değil, yardıma muhtaç tüm coğrafyalara. Elimde olsa Filistinlilerin de hepsi buraya gelsin, Iraklılar, Arakanlılar, Orta Afrikalılar… Hepsi.

Namaz kılarken, sohbet dinlerken, “elhamdülillah Müslümanız” derken ne kadar kolaydı değil mi? Çok kolay örttük başımızı, yalan söylemekten uzak duruyoruz, farzları yerine getiriyoruz, hiç domuz eti yemedik, alkolden uzak duruşumuz hele! Gel gör ki, ne ümmet olmayı becerebildik, ne ensar. Medine’de ensar kalkıp “burada benim çocuklarımın eğitim hakkı var, barınma hakkı var, çocuğumun 250 kıyafeti var ama ben 251.ye güç yetiremiyorken Mekkelilerin burada ne işi var? Önce bana bakılsın!” deseydi olur muydu hicret? Fetholunur muydu Mekke? İslam yayılır mıydı? Bizler Müslüman olma şerefine nail olur muyduk?

syrian war

Kimse Türkiye’de insanların hayat şartları mükemmel demiyor. Çoğu insan güç bela evini geçindiriyor. Borçlarla, ay sonunu denkleştirmeye çalışarak yaşıyorlar. Ama biz hekimler için bir öncelik sırası vardır, tüm insanlar için de geçerlidir. Hastalarla aciliyet sırasına göre ilgilenmek zorundasın… Bir adamın kalbi durmuşsa, başı ağrıyan hastaya göre önceliği vardır örneğin. Suriye konusu da tam olarak böyle. Sıcacık evi, gidecek okulu, yiyecek yemeği, başında annesi-babası olan, hayati tehlikesi bulunmayan kendi çocuklarımızı yukarıda bahsettiğim durumdaki Suriyeli çocuklarla kıyaslıyorsak vicdanımız yok demektir. Senin sıkıntılarla yaşadığın bu hayat o insanlar için lüks.

Geçen gün bir vakfın mültecilere yaptığı yardım gönderisinin altına ülkemizden vicdansız mı desem, merhametsiz mi desem, insan değil mi desem bilemedim, birtakım kişiler tarafından yorumlar yapılmış. Çoğunu okurken ağzım açık kaldı, bir kısmını kopyalayıp burada yayınlamaya karar verdim.

Screen Shot 2014-10-28 at 12.22.50“Türkiye’de insanlar aç” ne klasik değil mi? Okulda bir stant açıp Suriyelileri anlatırken bi’ kadın gelip yüzüme böyle bağırmıştı. Sen bağırabildiğine göre senin karnın tok. Aç bir insan tanıyorsan git yetkililere haber ver, ya da madem çok vicdanlısın (!) ekmeğini sen paylaş? Bunun vicdanını susturmada etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Vicdanı onlara “bak bu insanların hali çok kötü, yardım et!” diyor, şöyle bir bakıp “aman çok aç var bu ülkede!” ya da, “benim çocuğumun dershaneye gidecek parası bile yok” deyip özellikle ilki için hiçbir şey yapmayıp hayatlarına devam ediyorlar. Vicdan bastırılır, konu kapanır. Kapanır mı sahiden?

Screen Shot 2014-10-28 at 12.23.11Bir de terörist meselesi var tabii… Evlere şenlik. Bi’ tane kız çocuğu gördüm, nasıl teröristti, nasıl taş atıyordu anlatamam. Çorbasının tuzunu eksik mi koymuşuz ne, öyle bir şey.

Screen Shot 2014-10-28 at 12.23.24Başında bombalar uçuşan, soğuktan donarak ölen, açlıktan kedi yemek zorunda kalan çok insan var sahiden ülkemizde. Uzmanımız, araştırmacımız yorumlamış…

Screen Shot 2014-10-28 at 12.23.34“İnşallah o suya muhtaç kalırsın” denir de normalde, demem yani…

Screen Shot 2014-10-28 at 12.23.49E yani. 1 çocuğu olsa belki vicdana gelecek arkadaş da, hangi birine yetişsin? Gerçi tek olanlar da umrunda değil ama neyse…

Screen Shot 2014-10-28 at 12.23.56İşte en sevdiğim yorum. Savaşların meydanlarda yapıldığını zanneden, filmlerdeki kılıçlarla düşmanın üstüne yüründüğünü düşünen hayali dünyasında bir ablamız. Bugünlerde savaşlar öyle olmuyor ablacım, biri gelip başına bomba atıp gidiyor, direkt ölüyorsun. Elinde koca bir şehri bir seferde yıkabilecek bir bomban yoksa istediğin kadar gelişmiş bir silaha sahip olursan ol, olacak olan sadece ölmendir. O da şanslıysan. Tüm evlatlarını, eşini, anne-babanı, kardeşlerini, evini kaybedip sakat kalıp bu acıyla yaşamak zorunda da kalabilirsin tabii. Çok var bu şekilde!

Screen Shot 2014-10-28 at 12.24.16 kadın ve çocuklara diyor herhalde, anlamadım ben!

Screen Shot 2014-10-28 at 12.24.23Düşünelim bence de! Nerede hata yaptık, bu insanlar ağaçta mı yetişiyor, nedir?

Screen Shot 2014-10-28 at 12.24.30Bravo! Alkışlamış bi’ de kendini. Yorumlar işte, siz değerlendirin, gücüm kalmadı benim…

Bunlar sadece Facebook’taki cahil insanlar değil, hepimizin çevresinde varlar. Polio tehlikesi oluşturan çocuklar için “bak görüyor musun, yüz veriyorlar sonra böyle oluyor!” diyen çok yakın bir akrabam mesela. Sinirlenmemek için zor tutuyorum kendimi. Senin torunun, çocuğun prensler prensesler gibi büyüyorlar, çok şanslılar. Kaderleri benzemesin. Ama kimyasal silahla katledilen Suriyeli hiçbir bebekten daha değerli değiller…

Relatives and activists inspect the bodies of people they say were killed by nerve gas in the Ghouta region, in the Duma neighbourhood of Damascus

Suriye sadece Suriyelilerin imtihanı değil, bizlerin de imtihanı. Hatta bence bizim daha çok imtihanımız. Onlar savaşta olan bir ülkenin insanları ne yaparsa onu yapıyorlar zaten, ölen şehit oluyor, kalan sabretmeye çalışıyor. Rahatı yerinde olup, oturduğu yerden ahkam kesen ve hiçbir işe yaramayan bizler çok ağır hesap vereceğiz.

Suriye meselesinde en çok takdir ettiğim, babamın yakın bir arkadaşının yapmış olduğuydu. Annesini kendi evine alıp, annesinin evini Suriyeli bir aileye veren, onlara her tür yardımı yapıp, babayı yanında işe alan kıymetli insan… Hiç kolay değil, ama sınavını ne kadar başarılı veriyor değil mi? Hepimize örnek olması ümidi ile…

Allah Suriyelilerin de bizlerin de yardımcısı olsun.

Ne yapabilirim? diye düşünüyorsanız, Yeryüzü Doktorları olarak biz Suriyeli mültecilere tıbbi yardım götürüyoruz.
Buradan bağış yapabilirsiniz.
Diğer kampanyalarımızı da buradan takip edebilirsiniz.

İHH’nın Suriye’ye yaptığı yardımlar ve bağış yapabilmek için de bu adrese göz atabilirsiniz.

NOT: Yukarıdaki yazı sizin için bir anlam oluşturmayabilir ama hiç değilse yazıyı okumaya ayırdığınız vakit adına, bizlerin de bu hale düşmesinin hiç uzak olmadığını bir kez düşünün olur mu? Birkaç sene önce bizler gibi okula, işe giden; evinin işini yapıp, akşamları film izleyen insanlardı bunlar. Onlara yaptığınız yardımlar, kendi geleceğiniz için yatırım. Gelecekteki halinize acıyın, merhamet edin! 

Bir Cevap Yazın